QUITO – Ibarra’dan yaklaşık 3 saatlik keyifli bir otobüs yolculuğu sonrasında, Güney Amerika’da ayak bastığım üçüncü başkent olan Quito’ya vardım. Bu 3 saatlik yolculuk için sadece 3 $ ödedim.
Otobüs şehre girerken dikkatimi çeken ilk şey yoğun insan ve araç kalabalığı oldu. 18 milyonluk Ekvador nüfusunun yaklaşık 3 milyonu Quito’da yaşıyormuş. Ekvadorlular da diğer gelişmekte olan ülke insanları gibi işin ve paranın olduğu bir şehirde yaşamayı tercih etmiş.

Otobüs terminali şehir merkezinin oldukça dışında. Bu yüzden şehir merkezine gitmek için taksi dışında en iyi yol trolebús (troleybüs). Taksiyle karşılaştırdığınızda bir hayli ucuz olan troleybüslerin tek yön bileti sadece 0.45$. Troleybüsler İstanbul’daki metrobüsler gibi kendilerine ait özel yollarda gittikleri için oldukça hızlı ve rahatlar.
Sömürge Döneminden Bağımsızlığa Quito ’nun Kısa Tarihi
Quito, And Dağları’nın eteklerinde yaklaşık 2,850 metre yükseklikte bulunan ve Bolivya’nın başkenti La Paz’dan sonra Güney Amerika’nın en yüksek ikinci başkentidir. Bölge, İnka İmparatorluğu döneminde önemli bir yerleşim merkeziydi. Ancak Quito’nun bugünkü anlamda bir şehir kimliğine kavuşması ancak 1534 yılında gerçekleşti.

İspanyol komutan Sebastián de Benalcázar sömürgeciliğin ve kıtadaki Katolik misyonerliğin yükselişte olduğu o yıllarda Quito’yu bir şehir olarak kurdu. Kuruluşu takip eden yıllar boyunca Quito kiliseleri, manastırları ve taş sokaklarıyla dini, kültürel ve ticari açıdan büyük önem kazandı. Özellikle Barok mimarisiyle şekillenen tarihi merkez, günümüzde Latin Amerika’nın en iyi korunmuş kolonyal bölgelerinden biri olarak kabul edilir.
Quito ’da Görülmesi Gereken Yerler
Bir turist olarak Quito’ya geldiğinizde elbette kendi tercihleriniz doğrultusunda farklı yerlere gitmek isteyeceksinizdir. Bu tercihleriniz neler olursa olsun bu şehrin kimliğinin ayrılmaz parçası olan iki yeri mutlaka görmelisiniz:
- Centro Histórico (Tarihi Merkez): 1978 yılında dünyadaki ilk UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri olarak onurlandırılmıştır.
- Mitad del Mundo (Dünyanın Ortası / Ekvator Çizgisi): Aynı anda hem Kuzey hem de Güney Yarımküre’de durabileceğiniz o meşhur nokta.
Quito Tarihi Kent Merkezi’ndeki Keşif Rotam
Tarihi kent merkezine adım attığım an, kendimi bir açık hava müzesinin tam ortasında buldum. Burası öyle haritalara baka baka “şimdi şuraya dönmeliyim” diyerek gezebileceğiniz bir yer değil. Dar sokakları, minik balkonlardan sarkan çiçekleri ve her köşede karşınıza çıkan yerel kıyafetli insanlarıyla bu bölge kendinizi hayatin akışına bırakacağınız bir yer.

Ben rotama Plaza Grande troleybüs durağından başladım. İşte o günün hafızamda yer eden anları:
1. Küçük Balkonlar ve Plaza de Santo Domingo Meydanı
Plaza Grande durağına geldikten sonra Guayaquil Caddesi boyunca yürümeye başladım. Koloniyel döneme ait mimari çizgiler taşıyan, birbirinden farklı renklerle ve çiçeklerle süslenmiş binalarla çevrili cadde oldukça ilgi çekiciydi. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün sonunda Plaza de Santo Domingo meydanına vardım.
Meydanının tam ortasında Güney Amerika bağımsızlık savaşlarının önemli liderlerinden biri olan Antonio José de Sucre’ye ait bir heykel bulunuyor. Mariscal Sucre olarak da bilinen Sucre, özellikle Ekvador’un bağımsızlığını kesinleştiren 1822’deki Pichincha Savaşı’nın kahramanlarından biri.

Plaza de Santo Domingo oldukça geniş bir meydan. Meydanın etrafındaki binalar içinde en etkileyici olan hiç kuşku yok ki bembeyaz rengi ve heybetli mimarisiyle Iglesia de Santo Domingo kilisesi. Santo Domingo Kilisesi’nin inşasına 16. yüzyılın sonlarında, yaklaşık 1580 yılında başlanmış ve yapı sonraki yüzyıllarda çeşitli eklemelerle tamamlanmış. Dominiken tarikatı tarafından inşa edilen kilise Quito’nun en eski ve en önemli kolonyal dini yapılarından biri kabul edilir.
2. Garcia Moreno Caddesi’nden Plaza Grande Meydanına Doğru
Plaza de Santo Domingo meydanında oturup bir süre Quito’nun gündelik yaşamını, insanların koşuşturmalarını izledikten sonra yürüyüşüme Garcia Moreno caddesi üzerinden devam ettim. Burası adeta şehrin tarihi omurgası gibi.
Güneyden kuzeye doğru yürürken, dikkat çekici bir dizi tarihi anıtla karşılaşacaksınız:
- Iglesia de El Carmen Alto & Museo del Carmen Alto
- Museo de la Moneda (The Coin Museum)
- Iglesia de la Compañía de Jesús (The famous gold-leaf Jesuit church)
- Iglesia Católica de El Sagrario
- Centro Cultural Metropolitano
- Museo Catedral Primada de Quito
Taş cephelerdeki işçiliğin inanılmaz seviyesi akıllara durgunluk veriyor. Her müze veya katedralin içine girmeye vaktiniz olmasa bile tüm bu yapıları dışarıdan izlemek bile başlı başına bir deneyim.
Ufak Bir Tüyo: Bu rota üzerindeyken, Museo de la Moneda müzesinin hemen yanındaki Sucre Caddesi’nden yukarı doğru küçük bir kaçamak yapın. Yol sizi doğrudan Plaza San Francisco meydanına çıkaracaktır. Burada yer alan muazzam Katolik kilisesi ve manastır kompleksi Iglesia Católica San Francisco, Güney Amerika’nın sömürge döneminden kalma en eski dini mekanıdır ve arkasındaki dağ manzarasıyla birlikte kesinlikle göz kamaştırıcı görünür.
Tarihi ve kültürel açıdan oldukça önemli yapılara ev sahipliği yapan bu rotanın sonunda sizi Plaza Grande karşılayacak. Plaza Grande Quito’nun tarihi merkezindeki en önemli meydanlardan biridir. Şehrin siyasi ve kültürel kalbi olarak kabul edilir. Bağımsızlık Anıtı, Başkanlık Sarayı, Katedral ve tarihi hükümet binalarıyla çevrili olan meydan hem yerel halkın hem de ziyaretçilerin buluşma noktalarından biridir. Her daim canlı ve kalabalık olan bu meydanda kısa bir kahve molası vermek Quito’nun atmosferini hissetmenin en güzel yollarından biri.

Quito’ya Yukarıdan Bakmak: Virgen del Panecillo
Virgen del Panecillo, Quito’nun simgelerinden biri olan devasa Meryem Ana heykelidir. Şehrin güneyindeki El Panecillo Tepesi’nin üzerinde yer alan bu anıt, kanatlı Meryem figürüyle dikkat çeker ve Quito’nun hemen her noktasından görülebilir. 1976 yılında tamamlanan heykel, İspanyol sanatçı Agustín de la Herrán Matorras tarafından tasarlanmıştır.
Şehir merkezinden gitmek oldukça kolaydır. En pratik seçeneklerden biri Plaza Grande veya tarihi merkez çevresinden taksi kullanmak. Yolculuk trafik durumuna göre yaklaşık 10–15 dakika sürer.

Zirveye ulaştığınızda göreceğiniz panoramik manzara nefes kesici. Quito şehrinin tamamı, etkileyici And zirveleriyle çevrili dar vadi boyunca gözlerinizin önünde seriliyor.
Güvenlik Uyarısı: Yürüyerek çıkmak teorik olarak mümkün olsa da özellikle dik yokuşlar ve güvenlik nedeniyle turistlere genellikle tavsiye edilmez.
Quito’da Ne Yemeli: Mutlaka Denemeniz Gereken Yerel Bir Yemek
Quito başkent olması nedeniyle Ekvador mutfağının hemen hemen tüm çeşitlerini size sunuyor. Bu yüzden şehirde sizi mutlu edecek restoran bulamamak veya aç kalmak gibi sorunlarınız olmayacak. Alternatifleriniz oldukça çok olsa da ben Quito’da Locro Quiteño (Locro de Papa) isimli patates çorbasının mutlaka denemenizi öneririm.
Locro Quiteño, Quito’ya özgü geleneksel bir patates çorbasıdır. Genellikle patates, peynir, süt ve avokado ile hazırlanır. Üzerine koyulan mısır eşliğinde servis edilen çorba Ekvador mutfağının en sevilen lezzetlerinden biridir.

Bu çorbayı hemen hemen her geleneksel menüde bulabilirsiniz, ancak işte denemeniz için tavsiye edilen birkaç yer:
- Típico Locro
- Restaurante Leña Quiteña San Marcos
- La Vid Restaurante
- Achiote Ecuador Cuisine
Lezzetli Bir İpucu: Harika yerel yemekler ve otantik bir atmosfer için José de Antepara E4-09, 170136 Quito adresindeki Café San Blas’ı mutlaka ziyaret edin. İnanılmaz derecede misafirperver bir kadın işletmeci tarafından işletilen bu kafe; geleneksel bir yemeğin tadını çıkarmak, gerçek Ekvador misafirperverliğini deneyimlemek ve günlük hayatı izlemek için mükemmel bir yer.
Son Sözler
Quito’nun kent merkezindeki bu rota biraz yorucu olsa da bir gün içerisinde Quito’nun tarihi kent merkezini gezmiş ve şehrin en önemli yapılarını görmüş oluyorsunuz. Bundan sonra bu şehre ait görülmesi gereken tek yer kalıyor, o da Mitad del Mundo. Diğer bir deyişle “Ekvator Çizgisi”. O tecrübemi bir başka yazımda kaleme alacağım.