Ekvador’a kuzeyden giriş yapan gezginler için Ibarra, çoğu zaman ülkeyle ilk gerçek temas noktası oluyor. Kolombiya sınırına yalnızca 130 km mesafedeki bu şehir daha ilk andan itibaren mimarisi, yerel yaşamı ve çevresindeki keşif rotalarıyla dikkat çekiyor. 1600’lü yılların başında kurulan Ibarra, bembeyaz koloniyel evleri sayesinde “beyaz şehir” olarak da anılıyor. Düz bir araziye yayılmış olması onu yürüyerek keşfetmeyi sevenler için oldukça keyifli bir destinasyon haline getiriyor. Benim içinse Ibarra, başta sadece kısa bir mola gibi görünse de birkaç günün sonunda beklediğimden çok daha fazla iz bırakan bir şehir oldu.
Zamana Direnen Bir Tat: Rosalia Suarez Dondurmaları
Ibarra sokaklarında gezinirken yolu mutlaka Rosalia Suarez’e düşürmek gerekiyor. 1896’dan beri aynı geleneksel yöntemle dondurma yapan bu dükkan şehrin en karakteristik duraklarından biri. Şanslıysanız dondurmanın eski usul nasıl hazırlandığını izleme fırsatı bile yakalayabilirsiniz. Benim için burası sadece bir tatlı molası değil, küçük tatli bir deneyimdi. Mango, böğürtlen ve passion fruit denedim ama en çok şaşırtan sütlü olanı oldu, beklediğimden çok daha yoğun ve lezzetliydi. Açıkçası “bir top daha mı alsam?” diye düşündüğüm nadir anlardan biriydi. Dondurma videosu için Tıklayın!

Ibarra Sokak Lezzetlerinin Yıldızı: Empanadas de Morocho
Güney Amerika’nın vazgeçilmez lezzetlerinden empanada, Ibarra’da bambaşka bir formda karşınıza çıkıyor: Empanadas de Morocho. Beyaz renkteki bu empanadaların içinde pirinç ve bezelye bulunuyor. Kızartıldıktan sonra üzerine eklenen soğanlı, hafif acı sosla birlikte servis ediliyor. İlk ısırıkta alıştığım empanadalardan farklı olduğunu hemen fark ettim. Dışı çıtır, içi yumuşak; sosla birlikte ise oldukça dengeli bir lezzet ortaya çıkıyor. Sokakta ayaküstü atıştırmalık olarak bile oldukça tatmin edici.

Ibarra ‘nın Kalbi: Mercado Amazonas
Ibarra’nın günlük hayatını gözlemlemek için en doğru adreslerden biri Mercado Amazonas. Meyveden sebzeye, kıyafetten sıcak yemeklere kadar her şeyin satıldığı bu büyük pazarda yerel yaşam tüm canlılığıyla akıyor. Tezgahlar arasında dolaşırken bir yandan insanların günlük telaşını izlemek, bir yandan da farklı kokuların birbirine karıştığı o atmosferi hissetmek oldukça keyifliydi. Açıkçası yemek kısmında biraz temkinli davrandım ama ortamı gözlemlemek bile başlı başına eğlenceli bir deneyimdi.
Volkanik Bir Güzellik: Cotacachi ve Laguna de Cuicocha
Ibarra’dan kısa bir yolculuk mesafesindeki Cotacachi, bölgenin en güzel duraklarına açılan bir kapı görevi görüyor. Ekvador’un “Deri Başkenti” olarak bilinen bu huzurlu kasaba, el işçiliği deri ürünlerinin kalitesi ve çiçeklerle süslü, tertemiz sokaklarıyla ünlü. Dağlara doğru yola çıkmadan önce insanı biraz daha kalmaya davet eden, kendine has ve sakin bir çekiciliği var.
Buradan minibüslerle yaklaşık 14 km uzaklıktaki Laguna de Cuicocha’ya geçiliyor. Volkanik kökenli bu göl, ilk gördüğüm anda beni gerçekten etkiledi. Sessizlik, geniş manzara ve doğanın o ham hali… Bir süre hiçbir şey yapmadan sadece manzarayı izlediğimi hatırlıyorum. Eğer zamanınız varsa gölün etrafında yürümek çok iyi bir fikir. Benim için hem fiziksel hem zihinsel olarak dinlendirici bir deneyimdi.
Laguna de Cuicocha gezimin en unutulmaz anlarından biri de ilham verici Arjantinli bir çiftle tanışmamdı. Küçük ve şirin araçlarıyla ta Arjantin’den Alaska’ya kadar uzanan devasa bir yolculuğa çıkmışlardı. Tam bir “dünya ne kadar küçük” anıydı! Sonradan öğrendim ki bu epik seyahatlerini başarıyla tamamlamışlar. Kendi hesapları olan ve araçlarının üzerinde de yazan “Kombiando por America” (Amerika’yı Karavanla Gezmek) ismiyle bu serüveni adım adım paylaşıyorlardı. Böyle özgür ruhlu gezginlerle tanışmak, seyahat etmenin en güzel yanının sadece görülen yerler değil, yol boyu rastlanan bu muazzam hikayeler olduğunu bana bir kez daha hatırlattı.

Cotacachi’ye kadar gelmişken yöresel bir lezzet olan Carnes Colorados’u da denedim. Porsiyon oldukça büyüktü; et, mısır, empanada, patates ve avokadoyla dolu bir tabak. Açıkçası et biraz kuru geldi ama yine de yerel mutfağı tanımak adına denemeye değerdi.

Renklerin İçinde Kaybolmak: Otavalo Pazarı
Ibarra’dan sadece yarım saatlik bir yolculukla ulaşabileceğiniz Otavalo Pazarı, Güney Amerika’nın en büyük ve en renkli pazarlarından biri. Özellikle cumartesi günü gittiğinizde adeta bir renk selinin içine düşüyorsunuz. Rengarenk tekstil ürünleri arasında dolaşırken gerçekten kendimi kaybettim diyebilirim. Her köşe başında “bunu da alsam mı?” hissi geliyor. Sadece alışveriş değil, atmosferi yaşamak bile başlı başına yeterli.
Sakinliğin Adresi: San Pablo Gölü
Ibarra çevresinde doğayla baş başa kalabileceğiniz bir diğer nokta ise San Pablo Gölü. Sönmüş bir yanardağın eteklerinde yer alan bu göl, huzurlu atmosferiyle öne çıkıyor. Benim için burası biraz yavaşlama noktasıydı. Göl kenarında oturup manzarayı izlemek, seyahatin temposunu düşürmek için birebirdi. Göl kıyısındaki Puertolago Country Inn & Resort ise bu manzarayı en iyi şekilde deneyimleyebileceğiniz yerlerden biri. Eğer bölgede kalmayı düşünüyorsanız, burada konaklamak oldukça keyifli olabilir.
Kısacası Ibarra, çoğu gezginin hızlıca geçip gittiği bir şehir olsa da bana göre biraz yavaşlayıp hissedilmesi gereken bir yer. Ben bu şehirde sadece yeni yerler görmedim; küçük anların, basit tatların ve sakin manzaraların da ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırladım. Eğer yolunuz buraya düşerse, acele etmeyin; biraz dolaşın, yiyeceklerin tadına bakın ve şehrin ritmine kendinizi bırakın.

Kolombiya’dan Ekvador’a Kolayca Nasıl Geçilir?
Bu yazıda size Kolombiya’dan Ekvador’a kara yolu ile nasıl geçebileceğinizi anlatacağım. Bu rota yerel halk gibi sırt çantalı gezginler tarafından oldukça sık kullanılıyor. Oldukça güvenli ve ucuz bir geçiş yoludur.