Uçağın tekerlekleri Karakas ’a değdiğinde uzun soluklu Güney Amerika yolculuğumun resmen başladığını anladım. Uzunca bir süre yollarda olacak, bu uzak kıtanın birkaç ülkesinde iz sürecektim. Ne zaman başladığını bildiğim ama ne zaman biteceğini kestiremediğim bir yolculuktu bu. Bilinmezliğin yarattığı heyecanla hafif bir tedirginlik iç içe geçmişti. Zaten işin büyüsü de tam olarak buradaydı.
Karakas’taki İlk Şaşkınlığım
Karakas yaklaşık 3 milyonluk nüfusuyla Venezuela’nın en büyük şehri. Ülkenin neredeyse %10’luk bir kesimine ev sahipliği yapan başkent bu nedenle oldukça hareketli bir şehir.
Seyahatim öncesinde yaptığım okumalardan ve arkadaşlarımdan aldığım bilgilerden Venezuela’nın oldukça tehlikeli bir ülke olduğunu öğrenmiştim. Bu yüzden de kendimi hazırlamıştım. Ancak havaalanından şehre doğru arabayla giderken yaşadığım kısa bir anı aslında “tehlike” konusunu tam olarak anlamadığımı gösterdi.

Havaalanından beni almaya gelen arabayla otoyolda yaklaşık 70–80 km hızla ilerliyorduk. Benim oturduğum taraftaki cam bir miktar açıktı; ben de bunu fırsat bilip telefonumu çıkararak video ve fotoğraf çekmeye başladım. Ben tam fotoğraf çekmeye başlamıştım ki şoför bağırarak bana bir şeyler söylemeye başladı. Otoyolda bile olsak bu şekilde telefonla çekim yapmamam gerektiğini, motosikletli hırsızların her an arabaya yanaşıp telefonumu isteyebileceğini söyledi. Tabii burada kastettiği nazikçe istemekten çok silah zoruyla almalarıydı. O an anladım ki Venezuela gerçekten tehlikeli bir ülkeydi.

Tellerle Çevrili Hayatlar ve Siyah Camlar
Karakas’ta geçirdiğim süre boyunca gördüğüm iki şey bana oldukça şaşırtıcı gelmişti. Aslında ülkedeki tehlike seviyesini düşününce bunlar pek de mantıksız değildi.
Bu uygulamalardan ilki elektrikli teller veya yüksek bahçe duvarlarıydı. Karakas’taki birçok evin, aparmanın çevresi elektrikli tellerle veya yüksek duvarlarla çevriliydi. Bunlarla amaç olası hırsızlık veya saldırıların önüne geçmekti.

Diğer ise arabaların siyah camlarıydı. Karakas’ta hemen hemen tüm arabaların camları siyah filmlerle kaplanmıştı. Bu siyah camlar sayesinde arabanın içi görünmüyordu. Bu uygulamanın da amacı yine olası hırsızlıkların önüne geçmekti.
Karakas’ta Görülecek Yerler
Plaza Bolivar de Caracas (Bolivar Meydanı), kentin tarihi ruhunu en yoğun hissedebileceğiniz yerlerden biridir. Şehrin kurucu meydanı olarak çevresinde kolonyal dönemden kalma önemli yapılar bulunur ve meydanın merkezindeki Simon Bolivar heykeli Venezuela’nın bağımsızlık geçmişini simgeler. İnsanlar buraya hem tarihle iç içe olmak hem de Caracas’ın günlük yaşamını, sokak müzisyenlerini ve canlı atmosferini deneyimlemek için gelir.

Casa Natal del Libertador Simon Bolivar (Simon Bolivar’ın Doğum Yeri), İspanyollara karşı verilen bağımsızlık savaşının kahramanı Simon Bolivar’ın doğduğu evi gezin. Şehrin tam kalbindeki bu tarihi yapı sayesinde geçmişe doğru etkileyici bir yolculuğa çıkın ve Venezuela’nın özgürlük hikâyesine daha yakından tanık olun.
La Plaza Francia (Altamira), şehrin en modern ve en ikonik meydanlarından biridir. Eiffel Tower tasarımcısının öğrencisi tarafından yapılmış yüksek obelisk ve geniş fıskiye havuzu ile Caracas’ın simgeleri arasında yer alır. Çevresindeki kafeler, restoranlar ve hareketli sosyal yaşam sayesinde hem yerel halkın hem de ziyaretçilerin buluşma noktasıdır.

Parque del Este (Parque Generalísimo Francisco de Miranda), Caracas’ın en ferah, en yeşil ve en sevilen parklarından biridir. Geniş göletleri, tropikal bitkileri, yürüyüş yolları ve dinlenme alanlarıyla şehrin karmaşasından uzaklaşıp nefes almak için ideal bir yer sunar. Ayrıca park içinde av kültürü müzesi, minyatür hayvanat bahçesi ve rekreasyon alanları bulunur; bu yüzden hem aileler hem doğa severler için mükemmel bir duraktır. Buraya çok yakın olan PDVSA Centro de Arte La Estancia da uğrayabileceğiniz bir diğer yeşil alan.


Dünyanın en yüksek şelalesini görmek istiyorsan “Canaima ve Angel Falls Şelalesi Mucizeleri” başlıklı yazımı mutlaka okumalısın.