Choroni, Karayip Denizi’nin masmavi sularına bakan, yeşil doğanın içine saklanmış sessiz ve küçük bir kasaba. Venezuela’nın yerel kültürünü güçlü biçimde yansıtsa da yabancı turistlerin sık uğradığı bir yer değil. Bu yüzden de sakinliğiyle iyi bir kaçamaktı. Aynı zamanda Choroni, dünyanın en değerli kakao türlerinden biri olan Criollo kakao çekirdeğinin yetiştirildiği Chuao’ya ulaşabilmek için zorunlu bir duraktı. Hal böyle olunca ben de rotamı Choroni’ye çevirdim.

Karakas’tan Başlayan Yolculuk
Choroni’ye gitmek için çok fazla alternatifim yoktu. Ya tüm yolu özel araçla gidecek ya da önce otobüsle Maracay’a gidip sonrasında özel araçla devam edecektim. Ben ikinci seçeneği tercih ettim. Sabah erkenden Terminal de Pasajeros La Bandera isimli otogardaydım. Burada Maracay’a giden biröok otobüs vardı. Ben oldukça popüler olan Aeroexpresos (https://www.aeroexpresos.com.ve) firmasını tercih ettim.
Venezuela’daki otobüsler hakkında bilmeniz gereken bir şey var. Venezuela’da birkaç defa şehirlerarası yolculuk yapmış birisi olarak şunu söylemeliyim ki bu ülkede otobüslerin içi her zaman çok soğuk oluyor. O yüzden yolculuk sırasında yanınızda uzun kollu bir giysi bulundurmanızı öneririm. Hatta gece yolculuklarında bu bir battaniye bile olabilir. Bu söylediğim size garip gelebilir ama siz yine de bu tavsiyemi kulak arkası etmeyin.
Maracay’dan Choroni’ye Doğru
Maracay yolculuğu yaklaşık iki saat sürdü. Oldukça rahat bir yolculuktu. Karakas’tayken iletişime geçtiğim özel araç sürücüsü ve arkadaşı Maracay otogarında beni bekliyorlardı. Venezuela oldukça ucuz bir ülke. Bu yüzden sürücülü özel araç tutmak düşündüğünüzden çok daha uygun fiyatlı. Elbette Choroni’ye otobüsle gitmek de bir seçenek ancak ben güvenlik açısından özel araç kiralamanın daha doğru bir tercih olduğunu söyleyebilirim.

Yolda birkaç kez mola verdiğimiz Choroni yolculuğu iki saatten az sürdü. Molasız bir yolculuk daha da kısa sürebilir. Yolun ilk 20 kilometresi oldukça sakindi ancak asıl ilgi çekici kısım bundan sonra başladı. İkinci bölümde yemyeşil dağların arasından, yer yer oldukça dar ve virajlı yollardan geçtik. Manzara çok güzel olsa da yolun karakteri nedeniyle aracı kullanan kişinin oldukça dikkatli olması gereken bir rotaydı.

Choroni’deyim
Choroni’ye vardığımızda bizi ilk karşılayan tek katlı renkli evlerin bulunduğu sevimli dar sokaklar oldu. Bu görüntü Venezuela’nın renkli dünyasının gerçek bir yansımasıydı. Dar sokaklardan geçerek konaklayacağım Casa Mori isimli butik otelin önüne geldik.

Sırası gelmişken size konakladığım Casa Mori’den biraz bahsetmek istiyorum. Burası havuzlu, geniş bir bahçeye ve keyifli bir verandaya sahip butik bir otel. Aslında büyük bir evin otele dönüştürülmüş hâli gibi; o yüzden daha ilk anda insana sıcak ve samimi bir his veriyor. Benim kaldığım günlerde otel oldukça sakindi. Bahçede sadece kuş sesleri vardı, etrafta telaş yoktu. Çalışanlar oldukça misafirperverdi. Otelin temizlik konusunda da oldukça iyi olduğunu söylemeliyim.


Giriş işlemlerimi tamamladıktan sonra odama yerleştim. Odayı incelerken en çok dikkatimi çeken şey tuvalet ve banyonun odanın dışında olmasıydı. İlk başta biraz şaşırdım açıkçası. Ama “açık alan” derken elbette tamamen doğanın ortasında bir yerden bahsetmiyorum. Etrafı duvarlarla çevrili, geniş yapraklı bitkilerle dolu, tropik tarzda tasarlanmış, açık ama tamamen bana ait bir banyoydu.


Akşamları loş ışıkta banyoya gitmek başta biraz tuhaf hissettirse de gündüzleri güneşin ve yeşilliğin içinde alınan duşlar bu tasarımı sevmeme yetti. Zamanla bu detay, Casa Mori deneyiminin en akılda kalan parçalarından biri hâline geldi.
Choroni Sokaklarında Dolaşmak
Otele yerleştikten sonra soluğu Choroni sokaklarında aldım. O sokak senin, bu sokak benim dolaşıp durdum. Günün ortasına gelmişken asıl niyetim Choroni’nin meşhur Playa Grande’ye (Büyük Sahil) sahiline gitmekti. Sahil otele yaklaşık 1,5 kilometre uzaklıktaydı ve yürüyerek gitmek mümkündü. Ben yürümek yerine Choroni’ye birlikte geldiğim sürücüden rica ettim; o da sağ olsun beni kırmayıp beni sahile arabayla bıraktı.

Playa Grande, palmiyeler ve küçük tepelerle çevrili, masmavi denize bakan çok güzel bir plaj. Sahilin kumdan oluşması da ayrı bir artı. Tek sıkıntı dalgalar. Sohbet ettiğim insanlar denizin çoğunlukla dalgalı olduğunu, kendilerinin buna alışık olduğunu söylediler. Ben de güzel havanın etkisiyle dalgalara çok aldırmadan kendimi suya bıraktım. Tüm yolculuğun yorgunluğunu sanki burada denize bırakmış gibi hissettim.

Plaj keyfinden sonra bir şeyler yemek için kasabanın merkezine döndük. Orada bir restorana oturup siparişlerimizi verdik ve karnımızı doyurduk. Choroni’deki birkaç restoranda deniz ürünleri başta olmak üzere Venezuela mutfağının klasiklerini rahatlıkla bulmak mümkün. Bu arada küçük bir not düşeyim: Choroni’ye gelirken yanınızda mutlaka sivrisineklere karşı sprey ya da krem bulundurun. Burası oldukça nemli ve suya yakın olduğu için sivrisinekler ciddi bir sorun olabiliyor.
Efsanevi Kakao Köyü Chuao’ya Gidiyorum
Choroni’ye gelmişken buraya çok uzak olmayan Chuao köyünü de görmek istedim. Chuao, sıradan bir köy değil; dünyanın en özel kakaolarından birinin yüzyıllardır doğduğu, geleneklerin hâlâ canlı tutulduğu eşsiz bir yer. Venezuela’nın bu küçük sahil köyünde kakao, kimyasal ve endüstriyel yöntemlerden uzak, köy halkının kolektif emeğiyle üretiliyor. Kilise avlusunda güneşte kurutulan kakao çekirdekleri, Chuao’yu hem gastronomik hem de kültürel açıdan benzersiz kılıyor. Afro-Venezuela mirasının güçlü biçimde hissedildiği bu köy, kakao tutkunları için adeta yaşayan bir efsane.
Chuao’ya kara yoluyla gitmek mümkün değil, ulaşım sadece deniz yoluyla yapılabiliyor. Sabah erken kalkıp Choroni sahilde bulunan küçük limana gittim. Chuao’ya gitmek için orada bulunan Lancha isimli yolcu teknelerinden birine binmem gerekiyordu. Lancha, birkaç yolcuyu aynı anda taşıyan, oldukça güçlü motorlara sahip bir çeşit tekne. Chuao’ya gitmek için yaklaşık 300 BS ödedim. Yolculuk bir hayli sarsıntılıydı. Özellikle dalgalara denk geldiğimiz anlarda sarsıntılar artıyordu.


Yolculuk çok uzun sürmedi ve Chuao Limanı’nda sona erdi. Ancak yolculuk burada bitmiyordu; çünkü köy deniz kenarında değildi. Limandan sonra kısa bir otobüs (minibus de diyebiliriz) yolculuğu yapmam gerekiyordu. Yaklaşık 60 BS ödeyerek 15 dakikalık bir yolculukla köye ulaştım.

Chuao oldukça küçük bir köy. İlk bakışta buranın kakaolarıyla ünlü olduğunu anlamanız pek mümkün değil. Köye varınca sokaklarında dolaştım, renkli duvarlı evlerin fotoğraflarını çektim, yolda gördüğüm yerel halkla sohbetler ettim. İnsanlar çok fazla yabancı turist görmediği için beni görünce biraz şaşırıyorlardı.
Köyün merkezinde yer alan Iglesia de la Inmaculada Concepción de Chuao buranın en simgesel yapısı. Kilisenin avlusu kakao çekirdeklerinin güneşte kurutulduğu bir alan olarak kullanılıyor. Şansıma, ben oradayken avlu kurutulmaya bırakılmış kakao çekirdekleriyle doluydu. Çekirdeklerin arasında dolaşmak ve bu çekirdeklerin bir süre sonra bu küçük köyden çıkıp gemilerle dünyanın farklı köşelerine ulaşacağını ve çikolata severlerle buluşacağını düşünmek oldukça heyecan vericiydi. Köyde yarım gün geçirdikten Choroni’ye geri döndüm.
Seyahatten Kalanlar
Choroni’nin kendine has sokakları ve Chuao’nun sakin, zamana direnen ve kakaoyla dolu atmosferi bu yolculuğu benim için unutulmaz kıldı. Ülkenin bilinen ve sık gidilen rotalarından olmayan bu iki destinasyon Venezuela’nın sadece doğasını değil; kültürünü, insanlarını ve geleneklerini de yakından hissetmemi sağladı. Bazen bir yolculuğun en güzel yanı, geride bıraktığı bu sessiz ama kalıcı izler oluyor.

Colonia Tovar: Venezuela’daki Alman Kasabası
Bu yazıda size Venezuela’nın en farklı ve şaşırtıcı yerlerinden birinden, Karakas’ın 65 km batısında yer alan Colonia Tovar isimli küçük bir kasabadan bahsetmek istiyorum. Peki bu kasabayı bu kadar özel kılan ne? Burası Venezuela’nın ortasında karşınıza çıkan küçük bir Alman kasabası. Evet, yanlış okumadınız! Colonia Tovar’ın oldukça ilginç bir hikayesi var.