İstanbul’u Yürüyerek Geziyorum: Beyoğlu

0
Takip edin ve Paylaşın
0

Hayatın getirmiş olduğu zorluklar, iş ve okul derken ne kadar güzel bir şehirde yaşadığımızı göremiyoruz. İstanbul’dan bahsediyorum. Sahi, ne kadar hakimiz bu büyülü şehre? Bu soru aklıma geldiğinde metrobüs yolculuğu yapıyordum. O an bir karar aldım. Artık İstanbul’un belli yerlerini toplu taşımayla değil, yaya olarak gidip gezecek, detaylı inceleme yapıp yeni yerler keşfedecektim. Bununla da yetinmeyecek, keşiflerimi bir yazı dizisi olarak kaleme alacaktım. İşte “İstanbul’u Yürüyerek Geziyorum” yazı dizisi bu şekilde ortaya çıktı. Bu yazı dizisinin ilk bölgesi de Beyoğlu.

İlk Durak Beyoğlu

“İstanbul’u Yürüyerek Geziyorum” turuma ilk olarak Beyoğlu’ndan başladım. Rotam, İstanbul’un en sembolik meydanlarının başında gelen Taksim Meydanı’ndan başlayıp Cihangir’de bitiyordu. Aklınıza navigasyon rotası gelmesin, bu tamamıyla bir yürüyüş rotası.

Beyoğlu Taksim Anıtı

Beyoğlu Taksim Anıtı

Beyoğlu Festivali’ne Gitmeyen Kalmasın!

Yürüyüşüm sırasında dikkatimi ilk çeken Beyoğlu Festivali oldu. Festival alanı bir hayli hareketliydi. Festival alanı sağlı sollu birçok standla doluydu. Her standın önünde birikmiş insanlar meraklı gözlerle standları inceliyorlardı. Bu sırada burnuma kahve standlarında pişen kahvelerin kokusu geliyordu. Nasıl da güzel kokuyordu. Öğrendiğime göre festival alanında akşamları canlı müzik de oluyormuş. “Geçmişin izleri günümüze taşınıyor, festival heyecanı Beyoğlu’nda yaşanıyor” sloganıyla 30 Kasım’a kadar sürecek Beyoğlu Festivali’nde şu an Sahaf Festivali var. 2 Ekim’e kadar sürecek bu festivalde her türden kitabı bulmak mümkün.

Beyoğlu Festivali

Beyoğlu Festivali

Galatasaray Lisesi’ne Doğru

Beyoğlu Festivali’ne hızlıca bir göz attıktan sonra yönümü İstiklal Caddesi üzerinden Galatasary Lisesi’ne doğru çevirdim. Yürüyüşüm sırasında şunu fark ettim, elimdeki telefondan haritalara bakarken geçtiğim yerlerdeki güzellikleri göremiyorum. ‘’Kaybolacak değilim ya’’ dedim ve yol tarifini kapatıp, aklıma estiği gibi ara sokaklara girdim. İşte bu sayede ara sokakları süsleyen grafiti çalışmalarını gördüm. Tüm grafitiler sokakları güzelleştiren birer makyaj gibiydi. Bir yandan rengarenk grafitilere bakıyor bir yandan da yürümeye devam ediyordum.

Çapanoğlu Sokak

Çapanoğlu Sokak

Turnacıbaşı Caddesi

Turnacıbaşı Caddesi

Firuzağa’ya Gelmişim

Yürümeye kendimi o kadar kaptırmıştım ki kendimi bir anda Firuzağa Camisi’nin orada buldum. İstanbul cidden çok farklı bir şehir. Bir sokak geçince bir anda tüm atmosfer değişebiliyor. Önce İstiklal Caddesi ve sonra ara sokaklar derken şimdi minik bir meydandaydım. Firuzağa Camisi’nin bulunduğu bu küçük meydan aslında Cihangir’in giriş kapısı gibi. 1491 yılında inşa edilen cami, 1823 yılında çıkan büyük Cihangir yangınında oldukça hasar görmüş. Daha sonra 2. Mahmut tarafından tekrar restore edilerek kullanıma açılmış. Firuzağa Camisi’nden içeriye doğru girdiğinizde etrafınızın mahalle sakinleriyle, şirin mekanlarla ve harika apartmanlarla dolu olduğunu görüyorsunuz. O an itibarıyla artık resmen Cihangir’desiniz.

Firuzağa Camisi

Firuzağa Camisi

Sen Sadece Bir Binasın, Neden Bu Kadar Estetik Bir Görüntün Var?

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki son yıllarda artan betonlaşma hem çevresel hem de estetik problemlere neden oluyor. Bu nedenle artık şehirlerde nefes almak bir hayli zor. Çarpık kentleşmenin izlerini Cihangir’de de görüyorsunuz. Ancak ne hikmetse, burası İstanbul’un birçok semtine göre bu kentsel çarpıklıktan en az etkilenen semtlerden biri olmuş. Bunu nasıl başarmış, açıkçası bunun cevabını bilmiyorum. Eğer siz de benim gibi İstanbul’un nadir binalarının fotoğraflarını çekmeyi seviyorsanız Cihangir uğrayacağınız ilk semtlerden biri olsun.

cihangir

Selam Kedili Mahalle

Cihangir tam bir kedili mahalle. Mahallede o kadar çok kedi var ki, kafanızı nereye çevirseniz bir kedi görüyorsunuz. Bir bölgedeki insanları tanımak isterseniz oradaki kedi ve köpeklere bakın derler. Eğer hayvanlar sizden kaçmazlarsa, hırçın değillerse bilin ki o bölgedeki insanlar iyidir. Çok doğru bir tespit. Cihangir sakinleri sokak kedilerini o kadar güzel sahiplenmiş ki bütün kediler hem tertemiz hem de insanlara çok yakınlar. Bunun yanında mahallenin her yerinde su ve mama kapları var. Teşekkür ederiz güzel insanlar.

Beyoğlu Cihangir

Denize Çıkan Sokak

Cihangir’in sokaklarında yürürken grafitilere, kedilere, estetik binalara bakarken bir anda muhteşem bir manzarayla karşılaştım. Bu manzara kuşbakışı İstanbul görüntüsü sunan bir manzaraydı. Bulunduğunuz noktadan denizin kokusunu alabiliyor, vapurların ve martıların sesini duyabiliyor ve işte İstanbul karşımda diyebiliyorsunuz. Cihangir’i gezmeye geldiyseniz bu manzarayı görmek için mutlaka Tüfekçi Salih Sokağı’na gelmelisiniz.

Tüfekçi Salih Sokağı

Tüfekçi Salih Sokağı

Ufak Bir Yemek Molası

Sabahtan beri yürüdüğüm için biraz açıkmıştım. O yüzden bir yerlerde karnımı doyursam iyi olacaktı. Çukurcuma’da bir ara sokakta Fransız esintisine sahip harika bir mekan vardı. İsmi, Cafe Lumiere. Yemeğimi burada yemeğe karar verdim. Lumiere Fransızca bir kelimeymiş. Türkçe karşılığı gün ışığı anlamına geliyormuş.

Cafe Lumiere

Cafe Lumiere

Mekanın iç tasarımı oldukça otantik ve bir o kadar da güzeldi. Mekanın menüsü de oldukça genişti; kahvaltı, tatlı, salata, makarna, soğuk-sıcak içecek gibi hemen her şey vardı. Ben o an sıcak ızgara tabağını gözüme kestirmiştim. Hem oldukça hoş görünüyordu hem de oldukça acıktığım için beni bu tabak doyurur diye düşünmüştüm. Siparişimi verdim ve beklemeye başladım. Bir süre sonra oldukça güzel bir sunumla yemeğim geldi. Tabağımda yer alan tüm yiyecekler oldukça lezzetliydi. Bir yandan yemeğimi yiyor bir yandan da günü çok iyi bir şekilde bitirdiğimi düşünüyordum. Kısacası, bu mekan hizmetiyle, sunumlarıyla ve huzur dolu müzikleriyle oldukça doğru bir adresti.

Son Bir Not

Eğer bu rotayı siz de yürümek isterseniz öncelikle görmeyi istediğiniz yerlerin küçük bir listesini hazırlayın. Böylece hiç bir şeyi atlamamış olursunuz. Yürüyüşünüz sırasında, ilginizi çeken her şeyin fotoğrafını çekin. Bu sayede, akşam eve geldiğinizde fotoğraflara bakarken ne kadar güzel bir gün geçirdiğinizi hatırlarsınız. Fakat, bunu yaparken anı yaşamayı sakın unutmayın. Büyük şehirde değil küçük şehirde kaybolursunuz. O yüzden kaybolmaktan korkmadan gezin. Unutmadan bir de bu rotayı bir arkadaşınızla yürüyün. Çünkü bu rotada oturup keyifli sohbetler edebileceğiniz çok güzel mekanlar var.

Share.

Leave A Reply