10 Kasım ve Anıtkabir

2
Takip edin ve Paylaşın
4

Bu 10 Kasım benim için önceki 10 Kasım’lardan farklıydı. Çünkü bu kez Anıtkabir’deydim. Daha önce Anıtkabir’i defalarca ziyaret etmiş olsam da farklı bir duygu yoğunluğuna sahiptim.

10 Kasım

Sabah saat 09:05’te sirenler çalmaya başlamıştı. Atatürk’ün gözlerini yumarak ebediyete intikal ettiği saatte çalan sirenler Ankara‘daki havayı diğer tüm şehirlerdekinden daha hüzünlü hale sokmuş gibiydi. Bunu havadaki o burukluktan anlayabiliyordum. Sirenler çalarken insanlar değil sanki tüm hayat duruyordu. Kısa gibi duran o sessizlikte sonsuz bir şükran akıyordu.

Sirenler susup saygı duruşu bittiğinde biz yolumuzu Anıtkabir’e çevirmiştik. Elimizde bir adet kırmızı karanfil içimizde Anıtkabir’e gidecek olmanın haklı heyecanı vardı.

Anıtkabir

10 Kasım Ankara için sonbahar demekti. Sokaklar biraz yeşil, bolca sarı ve kahverengi tonlara sahip ağaçlarla doluydu. Şehrin tüm sokaklarına sonbaharın renkleri hakimdi. Bu sokaklar içinde arabamızla giderken bir yandan da arabamızı nereye park edeceğimize karar vermeye çalışıyorduk. En sonunda, Anıtkabir’e de yakın olması nedeniyle Bahçelievler’e gidip arabamızı oraya park etmeye oradan da Anıtkabir’e yürümeye karar verdik. Yolumuzu Bahçelievler semtine çevirdik. Kısa sürede Bahçelievler’e vardık. 7. caddeyi kesen bir sokakta boş bir yer bulup arabamızı park ettik.

Sonbaharda Ankara sokakları

Ankara sokakları

Anıtkabir’e doğru yürümeye başladık. 10 Kasım olması sebebiyle Bahçelievler’den Anıtkabir’e giden tüm yollar insanlarla doluydu. Ellerinde kırmızı karanfiller, al rengi bayraklar ve Atatürk posterleri taşıyan genç, yaşlı, kadın, erkek binlerce memleket sevdalısı yolları doldurmuştu. Hepsinin gözlerinde Atatürk’e duyulan büyük özlem ve O’nun kurduğu Cumhuriyete sahip çıkmanın gururlu bakışları vardı. Aslına bakarsanız aynı ruh hali bizde de vardı.

Anıtkabir'in dış duvarlarından görünüşü

Anıtkabir’in uzaktan görünüşü

Anıtkabir’in Akdeniz Caddesi’ndeki girişine geldiğimizde önce bir polis arama noktasından geçtik. Kontrolden geçtikten sonra bizim gibi 10 Kasım’da Anıtkabir’de olmak isteyenlerle birlikte Anıtkabir’in içine doğru yürümeye başladık. Sağlı sollu ağaçlarla dolu yokuşu tırmanırken dikkatimi ilk olarak yarıya indirilmiş bayrağımız çekti. Bir an belki de aramızdaki en hüzünlü olan O’dur diye düşündüm. Neden olmasın ki? Onu Kurtuluş Savaşı’nda tekrardan göklere çıkaran millete liderlik eden kahraman hemen orada yatıyordu. Ve bugün o eşsiz liderin ölüm yıldönümüydü. Belki de bu yüzden bugün kendiliğinden yarıya inmiştir dedim kendi kendime.

Anıtkabir'de yarıya indirilen bayrağımız

Anıtkabir’de yarıya indirilen bayrağımız

Bayrak direğinin olduğu merdivenleri ağır ağır çıkarken Anıtkabir’in önündeki kalabalık da yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Her bir adımımda daha fazla bir kalabalık görüyor ve gördüğüm bu kalabalık karşısında daha da gururlanıyordum. Merdivenleri tırmandıktan sonra bir an durdum. Gördüğüm manzara karşısında büyülenmiştim. Bir süre sadece etrafa bakındım. Anne veya babasıyla gelmiş çocukları, okul üniformalı gençleri, elinde bir demet çiçek tutan yaşlıları izledim. Her birinin ülkenin kurucusuna olan dualarını duyar gibiydim.

10 Kasımda Anıtkabiri ziyaret edenler

Anıtkabir – Mozole

10 Kasım Anıtkabir ziyaretimde yanımda götürdüğüm karanfil

Anıtkabir ziyareti

Bir süre etrafı izleyip birkaç kare fotoğraf çektikten sonra mozoleye doğru yöneldik. 42 basamaktan oluşan mozolenin merdivenleri oldukça kalabalıktı. Elleri çiçeklerle dolu güzel insanlar mozoleye girebilmek ve Atatürk’e şükranlarını sunabilmek için birbirleriyle yarışıyordu. Böyle bir izdihamın parçası olmak gurur vericiydi. Yavaş yavaş ama gururlu adımlarla mozoleye doğru ilerliyorduk.

Anıtkabirde bulunan mozolenin merdivenlerindeki kalabalık

Anıtkabir – Mozolenin merdivenleri

Mozoleye girer girmez dikkatimizi ilk çeken hoparlörlerden gelen Atatürk’ün kendi sesinden yaptığı konuşmalardı. Sanki oradaymış ve bize sesleniyormuş gibiydi. Yavaş yavaş lahite doğru yürüdük. Elimiz titriyor, kalbimiz heyecandan olsa gerek çok hızlı atıyordu. Lahitin önüne geldiğimizde ağzımdan tek bir kelime dökülmüştü “Minnettarız”. Bu tek kelimeyle vatan için cumhuriyet için ve sahip olduğumuz diğer tüm güzellikler için şükranlarımı sunmuştum. Çiçeğimizi usulca lahite bıraktık ve kalabalıkla birlikte mozoleden ayrıldık.

Anıtkabirde bulunan lahit

Anıtkabir – Lahit

Mozoleden ayrılırken Anıtkabir’in müze kısmına yöneldik. Atatürk’ün kalemlerinden, kitaplarına, kıyafetlerinden, kişisel bakım eşyalarına kadar bir çok eşyasının sergilendiği müzeyi gezmek istiyorduk. Kısa bir süre sıra bekledikten sonra müzeye girdik. Her parçası özenle seçilmiş ve yerleştirilmiş koleksiyonu gördüğümüzde Atatürk’ün hayatının her alanında nasıl disiplinli olduğunu anlıyorduk. Özellikle Atatürk’ün kitap koleksiyonu gerçek bir hazineydi. Bir liderin kendisini sürekli nasıl geliştirdiğini bu kitaplardan görmek mümkündü. Bu arada müze içerisine Kurtuluş Savaşımızın sahnelerinin canlandırıldığı ve o dönemi anlatan tabloların sergilendiği yeni bir bölümün açıldığını gördük. Bir hayli güzel tabloların yer aldığı bu bölümü gezerken Atatürk’ün ilk portresi olarak kabul edilen minik tabloyu da görme şansımız oldu.

Anıtkabirde bulunan Atatürkün ilk portresi

Anıtkabir – Atatürkün bilinen ilk portresi

Anıtkabir müzesinde bulunan Kurtuluş Savaşı tablosu

Anıtkabir – Kurtuluş Savaşı tablosu

Müzeyi gezdikten sonra tekrar avluya çıktık. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir’e ve Anıtkabir’deki muhteşem kalabalığa son bir kez gururla baktık. 10 Kasım’da Anıtkabir’de olabilmekten bir hayli mutluyduk. Elbette Anıtkabir’i ziyaret etmek önemliydi, ama daha önemlisi ülkemiz için çalışmak ve üretmekti. İşte o zaman Atatürk’ün her zaman vurguladığı hayırlı birer yurttaş olabilirdik.

Bu arada Anıtkabir hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler Anıtkabir’in resmi sitesine göz atabilirsiniz.

Son Söz

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk

 

Share.

2 Comments

Leave A Reply